"Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır..."(Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1)
İhlas, İslam ahlakının temel taşı ve ibadetlerin kabulünün en önemli şartıdır. Kelime olarak "samimiyet, saflık, içtenlik" anlamına gelen ihlas, terim olarak; yapılan bir ameli, yaratılmışların övgüsünü, yergisini veya herhangi bir dünyevi menfaati gözetmeksizin, **yalnızca ve yalnızca Allah rızası için** yapmaktır.
İbadetlerin ve güzel davranışların Allah katında bir değer bulması, ancak bu samimi niyetle mümkündür. Peygamber Efendimiz (s.a.v), niyetin bu merkezi rolünü şu meşhur hadisiyle vurgulamıştır:
"Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır..."(Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1)
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde, ibadetlerde samimiyetin ve dini O'na has kılmanın önemini vurgular:
"Halbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, O’nu birleyerek ibadet etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu, dosdoğru dindir."Beyyine Suresi, 5. Ayet
Peygamber Efendimiz (s.a.v) de, kalpte gizli olan bu niyetin, dışa vuran amelden daha önemli olduğunu belirtmiştir. Allah'ın bizim dış görünüşümüze değil, kalplerimizdeki niyete baktığını şöyle ifade eder:
"Allah, sizin suretlerinize (dış görünüşünüze) ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar."(Müslim, Birr, 34)
İhlas, bir amelin "ruhu" gibidir. Ruhu olmayan bir beden nasıl değersizse, ihlastan yoksun bir amel de Allah katında o denli değersizdir. İhlas, amellerimizin değerini belirleyen ilahi ölçüdür.
Bir amel, ne kadar büyük ve meşakkatli olursa olsun, içinde ihlas barındırmıyorsa, Allah katında bir anlam ifade etmez. İhlas, amele can veren niyettir.
İhlasla yapılan küçücük bir iyilik (örneğin bir tebessüm veya bir hurma sadakası), ihlassız yapılan dağlar kadar ibadetten daha değerli ve sevaplı olabilir.
Bir ibadetin kabulü için iki temel şart vardır: Sünnet'e (Peygamberimizin yoluna) uygun olması ve İhlas ile (sadece Allah rızası için) yapılması.
İhlasın tam zıttı **Riya**'dır. Riya, "gösteriş yapmak, başkalarının beğenisini kazanmak, övülmek veya bir makam elde etmek" gibi dünyevi amaçlarla ibadet etmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), riyayı "gizli şirk" olarak nitelendirmiş ve ümmeti için en çok korktuğu tehlikelerden biri olduğunu belirtmiştir:
"Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir." Ashab-ı Kiram, "Ey Allah'ın Resûlü, küçük şirk nedir?" diye sorduklarında, "Riyadır!" buyurmuştur.(Ahmed b. Hanbel, V, 428)
Riya, ameli bir kül gibi savurur ve tüm sevabını yok eder. Bu nedenle mümin, sürekli olarak niyetini tazelemeli ve amellerini riyadan korumak için çaba göstermelidir.
İhlas, kalbin sürekli bir mücadelesidir. Nefis ve şeytan, daima amellere gösteriş karıştırmak ister. İhlası kazanmak ve korumak için şu adımlar atılabilir:
Hz. Peygamber'in (s.a.v) yaptığı gibi, "Allah'ım, bilerek işlediğim şirkten sana sığınırım, bilmeden işlediklerim için de Senden af dilerim" (Ahmed b. Hanbel) diye dua etmek.
Farz ibadetler dışında kalan nafile ibadetleri, sadakaları ve iyilikleri, mümkün olduğunca gizli yapmak. "Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi" prensibi, riyayı engeller.
Allah'ın azametini, her şeyi gördüğünü ve bildiğini (Basîr, Alîm) idrak etmek, insanların övgüsünün ne kadar anlamsız olduğunu fark etmeyi sağlar.
İnsanların alkışlarının kabirde veya hesap gününde hiçbir fayda vermeyeceğini, geriye sadece Allah için yapılanların kalacağını tefekkür etmek.
İhlas, İslam'da kulluğun özüdür. O, amelleri değersiz birer alışkanlık olmaktan çıkarıp, onları ebedi birer hazineye dönüştüren manevi bir tılsımdır. Son tahlilde önemli olan ne kadar çok amel işlediğimiz değil, o amelleri ne kadar "Allah için" yaptığımızdır. Rabbimiz hepimize amellerimizi ihlasla süslemeyi nasip eylesin.