"Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir..."Rûm Suresi, 21. Ayet
İslam dini, toplumsal yapının temel taşı olarak aileyi görür. Aile, sadece bir arada yaşayan insanlardan oluşan bir yapı değil, aynı zamanda sevgi (meveddet), merhamet ve huzurun (sekinet) yeşerdiği kutsal bir müessesedir. Bu müessesenin kalbi ise, tüm aile fertlerinin bir araya geldiği "sofra"dır.
Sofra, İslam kültüründe sadece bedensel gıdanın alındığı bir yer değil, aynı zamanda ruhların doyurulduğu, muhabbetin paylaşıldığı, eğitimin verildiği ve bereketin arandığı manevi bir merkezdir.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de evliliğin ve ailenin hikmetini, eşler arasındaki huzura bağlar:
"Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir..."Rûm Suresi, 21. Ayet
Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise, bir Müslümanın değerinin, ailesine karşı tutumuyla ölçüldüğünü belirtmiştir. O, kendi ailesine karşı en nazik, en anlayışlı ve en şefkatli eş ve babaydı.
"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım."(Tirmizî, Menâkıb, 63)
Modern hayatın karmaşasında, aile fertlerinin bir araya gelebildiği nadir anlardan biri yemek vakitleridir. İslam geleneğinde sofra, bir "terbiye" ve "eğitim" alanı olarak görülür:
Peygamber Efendimiz (s.a.v), yemek yeme eylemini bile bir kulluk bilinciyle şekillendirmiştir. O'nun sofra adabı, hem sağlığı hem de maneviyatı korumaya yöneliktir:
Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak. Yemeğe başlarken "Bismillah" (Allah'ın adıyla) demek. Unutulursa, hatırlandığı an "Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî" (Başında da sonunda da Allah'ın adıyla) demek.
Peygamberimiz, "Biriniz yemek yiyeceği zaman sağ eliyle yesin..." (Müslim, Eşribe, 102) buyurarak şeytana muhalefet etmeyi öğretmiştir.
Toplu yemeklerde tabağın ortasından değil, kendi önünden almak. Doymadan kalkmak (midenin üçte biri) hem sünnet hem de sağlık için önemlidir.
Efendimiz (s.a.v) hiçbir yemeği ayıplamaz, canı isterse yer, istemezse yemezdi (Buhârî, Et’ıme, 21). Tabağa düşen lokmayı almayı ve nimeti israf etmemeyi emrederdi.
Yemeği bitirdikten sonra nimeti verene şükretmek: "Elhamdülillâhillezî et'amenâ ve sekânâ ve cealenâ Müslimîn" (Bizi yediren, içiren ve bizi Müslümanlardan kılan Allah'a hamdolsun.)
İslam'da cemaat (birliktelik) her zaman teşvik edilmiştir; bu, sofrada da geçerlidir. Ailece, misafirlerle veya dostlarla birlikte yenilen yemeğin bereketi, tek başına yenilen yemekten daha fazladır.
Ashâb-ı kirâmdan bazıları, "Ey Allah'ın Resûlü! Yemek yiyoruz, fakat doymuyoruz" dediler. Resûlullah (s.a.v) sordu: "Yemeği ayrı ayrı yiyorsunuz, değil mi?" "Evet" dediler. Bunun üzerine buyurdu ki: "Yemeği birlikte yiyin ve (başlarken) Allah'ın adını anın (Besmele çekin); o zaman yemeğiniz bereketlenir."(Ebû Dâvûd, Et'ıme, 14)
İslam'da aile yuvası, duvarlardan ibaret değildir; o yuvayı sıcak tutan ateş ise birlikte paylaşılan anlardır. Bu anların en kıymetlisi, tüm fertlerin "Besmele" ile başına oturduğu, şükürle kalktığı, muhabbetle doyduğu aile sofrasıdır.
Sofralarımıza sahip çıkmak, aslında ailemize, geleneğimize ve Rabbimizin bize emanet ettiği berekete sahip çıkmaktır.