"Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur..."Nisâ Suresi, 101. Ayet
İslam, hayatın her anını kuşatan ve zorluk anlarında müminlere kolaylıklar sunan bir dindir. Bu kolaylıklardan (ruhsat) biri de yolculuk (sefer) halinde olan Müslümanın namazlarını kısaltarak kılmasına izin verilmesidir. Buna "Seferî Namazı" denir.
Seferîlik, Allah'ın kullarına bir ikramı ve hafifletmesidir. Bu ruhsat, yolculuğun getirdiği meşakkat, yorgunluk ve kısıtlı imkanlar göz önünde bulundurularak meşru kılınmıştır.
Yolculukta namazın kısaltılmasının (kasr) delili bizzat Kur'an-ı Kerim'dir. Yüce Allah şöyle buyurur:
"Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur..."Nisâ Suresi, 101. Ayet
Ayetin devamında "korkarsanız" ifadesi bulunsa da, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve sahabesi, güvenlik içinde oldukları yolculuklarda da namazlarını kısaltmışlardır. Bu durum, kısaltmanın sadece korku anına mahsus olmadığını, yolculuğun kendisine bağlı bir ruhsat olduğunu gösterir.
Enes b. Mâlik (r.a) şöyle demiştir: "Biz, Resûlullah (s.a.v) ile birlikte Medine’den Mekke’ye (yolculuğa) çıktık. (Medine’ye) dönünceye kadar namazları ikişer rekât kıldı."(Buhârî, Taksîru’s-Salât, 1)
Bir kişinin yolcu (seferî) sayılabilmesi ve bu ruhsattan faydalanabilmesi için belirli şartlar vardır. Bu şartlar mezheplere göre küçük farklılıklar gösterse de, Hanefi mezhebine göre temel şartlar şunlardır:
Kişinin yolculuğa niyet etmesi ve fiilen yola çıkması gerekir. Henüz yola çıkmadan, şehir sınırları içindeyken namazlar kısaltılmaz.
Hanefi mezhebine göre, seferî sayılmak için gidilecek mesafenin en az 18 fersah (yaklaşık 90 kilometre) olması gerekir. Kişi, 90 km veya daha fazla bir mesafeye gitmek üzere yola çıktığında seferî olur.
Yolcu, gittiği yerde 15 günden daha az kalmaya niyet ederse seferî sayılmaya devam eder. Eğer 15 gün veya daha fazla kalmaya niyet ederse, o yere vardığı andan itibaren "mukim" (yerleşik) sayılır ve namazlarını tam kılar.
Seferîliğin temel ruhsatı, dört rekâtlı farz namazların kısaltılarak kılınmasıdır (Kasr-ı Salât).
Hanefi mezhebine göre, yolculukta meşakkat ve acele durumlarında sünnet namazlar (sabah namazının sünneti hariç) terk edilebilir. Eğer kişi rahat bir ortamda ve vakti varsa, sünnetleri de tam olarak kılması daha faziletlidir. Sabah namazının sünneti ise kuvvetli bir sünnet olduğu için seferîyken de kılınmalıdır.
Namazları birleştirmek (cem'), iki namazı bir vakitte kılmak demektir. Öğle ile ikindi namazını (öğle veya ikindi vaktinde) ya da akşam ile yatsı namazını (akşam veya yatsı vaktinde) birlikte kılmaktır.
Bu konuda mezhepler arasında farklı görüşler vardır:
Seferî olan bir kişi, mukim bir imama uyarsa, namazı kısaltmaz; imama tam olarak uyar. Yani 4 rekâtlı namazı 4 rekât olarak kılar. Peygamberimiz (s.a.v) "İmam, kendisine uyulması için vardır" buyurmuştur.
Mukim olan kişi, seferî imama uyabilir. Seferî imam 4 rekâtlı farzı 2 rekât kılıp selam verdiğinde, mukim olan cemaat selam vermez. Ayağa kalkarak namazını 4 rekâta tamamlar.
Önemli olan niyettir. Siz 15 günden az (10 gün) kalmaya niyet ettiğiniz için, o 10 gün boyunca seferîsiniz. İşiniz uzadığında "yarın dönerim, öbür gün dönerim" diyerek beklemeniz ve bu bekleme süresi 15 günü geçse bile seferîlik durumunuz devam eder. Ancak, "işim uzadı, 15 gün daha buradayım" diye kesin bir niyet ederseniz, o andan itibaren mukim olursunuz.
Seferîlik mesafesi, kişinin yaşadığı yerin (köy, ilçe veya büyükşehirlerde ilçe sınırı) meskûn mahallinden (yerleşim yerinin bittiği yer, örn: ilçe tabelası) itibaren başlar. Evden çıkıp henüz ilçe sınırından ayrılmadan seferîlik başlamaz.
Namaz, hangi haldeyken kazaya kaldıysa o hal üzere kaza edilir. Eğer seferî iken (yolculukta) 4 rekâtlı bir farz namazı (örn: öğle) kılamazsanız, bunu eve döndüğünüzde (mukimken) de 2 rekât olarak kaza etmeniz gerekir.
Seferî namazı, İslam dininin zorluk değil, kolaylık dini olduğunun en güzel örneklerinden biridir. Allah Teâlâ, kullarının ibadetlerini yerine getirirken zorlanmalarını değil, O'nu her koşulda samimiyetle anmalarını istemektedir.
Yolculuk, modern çağda dahi meşakkatli olabilen bir durumdur. Bu ruhsatı kullanmak, Allah'ın bir lütfudur ve bu lütfu kabul etmek de sünnetin bir parçasıdır. Önemli olan, nerede ve hangi durumda olursak olalım, Rabbimizle olan bağımızı koparmamaktır.